Çerkeslik (Adıgağe) nerede başlar?

Üzerinde hakikatten düşününce, milletimizin güzel, değer verdiği ürünü, onu adlandıran, onur duyduğumuz veya içten içe istemediğimizde burun kıvırdığımız çerkeslik nerede başlar?

Günümüzde xabzeden söz edecek olursak, birilerinin kendi aklı ile ortaya koyduğu çalışmalardan bahsetmek yerine, kim olursanız olun gerçekten düşüne düşüne bu konu hakkındaki fikirlrinizi dile getirmenin daha doğru olduğunu düşünüyorum.

Evet, aklını, fikrini, derin bilgilerini millet için kullanmış, yaşamın çeşitli alanlarında ulusu ileriye yönlendiren düşünceleri bizlere bırakan, büyük arif bilgelerimiz Kezanıko Cebağ, Negume Şore, Nalo Zavur, Bağajneko Barasbıy ve diğerlerinden Allah razı olsun.

Çerkes folklorü ve edebiyatı açısından bakacak olursak; bunlar (Çerkes folklörü ve edebiyatı da), milli gelenek-görenekleri, toplumsal ilişkilerde davranış şekillerini, uygun ve uygun olmayan davranışları, milleti millet yapan dilini nasıl kullandığını, kişinin kendisine değer verilmesini sağlayan şeyleri, kendi bakımını vs. ele alıyor.

Ama (ilginçtirki) Çerkeslerin, çerkesliğin altını çize çize yaşadıkları dönemde yazıları yoktu. O zaman milletin kendisine ait bir görünüşü vardı.

Her dönemde de en öne çıkan şey aile, aile içerisindeki tabular-kararlar, ilişkiler birbirlerinden etkilenmeler milletin nasıl görüneceğine nasıl bir yol alacağına büyük etki ediyor. Çerkes folklöründe bu konu ile alakalı pek çok örnek var: mesela, «sağdan gidersen iyilikle karşılaşır soldan gidersen kötülüğe düşersin» deniliyor. Bana göre bu sözle anlatılan, her bir kimsenin ilk önce ne yapacağını düşünüp ardından bunu eyleme geçirmesinin gerekliği. Ama pek çoğu gelesine (davranmaya) meyilli, bu yüzden yaptıkları da (bu sürede geçirdikleri) zaman da değersiz oluyor. Yaşamda ihtiyaç duyulan şey ise düşünmek. Zaten bu yüzden: «düşünüp konuş — bakınıp otur’ diyorlar.

Kitap okumadan, büyüklerin sözlerini dinlemeden, onlara uymadan nasıl aklını kullanmasını öğrenebilirsin ki? Üzücü olan şey ise önceleri olanın aksine gençlerin başlarında dinleyebilecekleri büyüklerinin de olmaması. Anne-babalar ve çocuklar gittikçe birbirlerinden uzaklaşıyor. Merhamet ve sevgi ortada olmayınca, geride ne kalıyor ki? Kendini suçlamak, kendi kendine patlamak en kötüsü kendini öldürmek.

Üzücü olmakla birlikte günümüzde hiç tahmin edilmeyecek şekilde çerkesler arasında pek çok kötü huy görülmeye başlandı; doğruyu söylemek gerekirse millet suçlu veya mazlumu kendi kendine ayırmıyor: şahsen aklını, düşüncelerini, terini katmadan en ufak bir işi dahi çözemezsin.

Günümüzde insan oğlunun tamamı telaşla bir şeyler peşinde: alıyorlar, satıyorlar, yetiştiriyorlar vs, ne ise de yaşamlarını sürdürme telaşındalar. Peki yeni doğan çocuğun yetişmesi için ne yapacağını düşünen kaç kişi var? Son zamanlarda, anne sütü vermekten sakınıp aslında kendi kendilerini de yok edercesine bebeğe biberondan süt veriyorlar, günah değil mi?!

Sadece bununla da sınırlı değil, onlara kendi dilleri ile bile ninni söylemeye vakit ayıramıyorlar; üç dört aylık olduklarında televizyonu açıyorlar, yaşını doldurduklarında eline planşet veriyorlar, çocuk farklı dilleri  çözümleyemiyor, söyleyeceğini, nasıl anlatacağını bulamıyor…. bu minval üzere eksikleri eksik kalmaya devam ediyor.

Çerkeslik nerede başlar? Çokca ya bu soruyla karşılaşıyoruz ya da kendi kendimize soruyoruz.

Benim düşünceme göre, Çerkeslik, güzel normlara sahip davranış şekli, kişinin kendisinin yetişmesi, eğitimi ve gördüğü iyi şeyleri özümsemesi ile başlıyor. Herkesin ilk adımını attığı, ilk sözcüğünü dillendirdiği yer ailesi, çocuk için de en sıcak samimi şeyler, annesinin bağrı, güzel sözleri, eskiden ailelerimizde olan bizlere bırakılan, daima maneviyatımızın besini olan şeylerdir.

Köklü xabzenin her zaman taşınması-uygulanması kop-kolay değildi, ama eskiden ona çok değer verir, sınırlarına riayet ederlerdi.

MAMIRIKO Nuriyet

Çeviri; AÇUMIJ Hilmi